Bazen bir tiyatro oyunu yalnızca sahnede anlatılan bir hikâye değildir. Bazen, yıllardır normalleştirdiğimiz bir düzeni sorgulamamızı sağlayan güçlü bir yüzleşmedir.
Bu yıl 28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri'nden Yılın En Başarılı Oyunu ve Cevat Fehmi Başkurt Özel Ödülü olmak üzere iki ödülle dönen Lucy, tam da bunu yapıyor.
Bu haberin Vegan İstasyon için ayrı bir anlamı da var. Çünkü oyunun yaratıcı ekibinde üç vegan isim yer alıyor: oyuncular Çağıl Kaya ve Gamze Güzel ile dramaturg Aslı Ceren Bozatlı. Bu elbette bir tesadüf değil; hayvanları yalnızca birer karakter ya da araç olarak değil, yaşam hakkına sahip bireyler olarak gören bir bakış açısının sanata yansıması.
Lucy kimdi?
1964 yılında Amerika'nın Florida eyaletindeki bir hayvanat bahçesinde dünyaya gelen Lucy, henüz iki günlükken psikoterapist Maurice Temerlin ve eşi Jane Temerlin tarafından alınarak bir insan çocuğu gibi büyütüldü.
Sandalyede oturmayı öğrendi.
Çatal bıçak kullandı.
Televizyon izledi.
Kendi çayını hazırladı.
Hatta Amerikan İşaret Dili ile iletişim kurabilecek seviyeye ulaştı.
Yıllarca "insan gibi davranabilen şempanze" olarak dünyanın ilgisini çekti. Ancak hikâyenin görünmeyen tarafı çok daha sarsıcıydı.
Lucy aslında bir deneyin parçasıydı.
Kendi türüyle yaşamayı öğrenemeden büyütülen bir canlı, insanlar için yürütülen bilimsel ve psikolojik bir araştırmanın merkezindeydi. Ona insan olmayı öğretmeye çalıştılar; ama şempanze olmasına hiç izin vermediler.
Lucy'nin hikâyesi yalnızca bir şempanzenin dramı değil. Oyun, şu soruyu izleyicinin zihnine bırakıyor:
Medeniyet gerçekten kimin üzerine kuruluyor, kaç canlının bedeni üzerinde yükseliyor?
Laboratuvarlarda kullanılan hayvanlar, hayvanat bahçelerinde sergilenenler, sirklerde çalıştırılanlar,
eğlence sektöründe kullanılanlar, moda için öldürülenler, gıda endüstrisinde yaşam hakları ellerinden alınan milyarlarca hayvan…
Lucy, aslında onların ortak sesi hâline geliyor. İnsan ile hayvan arasında çizdiğimiz sınırın ne kadar yapay olduğunu sorgulatırken, insan merkezli bakış açısını da yeniden düşünmeye davet ediyor.
Veganlık işte burada başlıyor.
Veganlık yalnızca tabakta ne olduğuyla ilgili değildir, hayvanların insanlar için kullanılmasının "normal" kabul edildiği sistemi sorgulamaktır.
Lucy'nin hikâyesi de tam olarak bunu anlatıyor. Bir canlının değeri, insana benzediği ölçüde mi artıyor? Yoksa yalnızca yaşıyor olması bile onun özgürlüğü ve yaşam hakkı için yeterli mi?
Bu sorular, vegan hareketin yıllardır sorduğu etik sorularla birebir örtüşüyor.
Lucy'yi farklı kılan: Seyirciyi de oyunun bir parçası yapması
Lucy, izleyicisini koltuğunda oturan pasif bir seyirci olarak bırakmıyor; onu oyunun etik tartışmasının doğrudan bir parçası hâline getiriyor.
(Spoiler içerir) Oyunun en çarpıcı bölümlerinden birinde sahne bir münazara alanına dönüşüyor. Üç farklı renk, üç farklı yaklaşımı temsil ediyor:
Bu sırada sahneye hâkim olan dış ses; hayvan hakları, özgürlük, yaşam hakkı ve insanların diğer canlılar üzerindeki tasarrufu hakkında peş peşe sorular yöneltiyor.
Oyuncular bu sorulara tek bir kelime bile etmeden yalnızca beden dilleriyle cevap veriyor: Evet, hayır ya da bilmiyorum.
Ardından sıra salona geliyor. İzleyicilerden kendilerine en yakın hissettikleri rengi seçmeleri isteniyor. İşte bu noktada oyun, Lucy'nin hikâyesini anlatmanın ötesine geçiyor. Seyirciler yalnızca izleyen değil, kendi etik duruşunu görünür kılan birer katılımcıya dönüşüyor.
Edindiğimiz bilgilere göre, bizim izlediğimiz temsil dahil olmak üzere, salonun büyük çoğunluğu hayvan haklarını merkeze alan vegan yaklaşımın temsil edildiği renkte buluşuyor.
Bu, işte oyunun en umut verici yanıydı. Çünkü toplumun vicdanı, hayvanların yaşam hakkına çoğu zaman sandığımızdan daha yakın. Eksik olan şey, doğru sorularla gerçekten yüzleşebilmek.
Lucy de bunu kusursuz başarıyor. İzleyiciye ne düşüneceğini söylemiyor; yalnızca doğru soruları soruyor ve cevabı herkesin kendi içinde bulmasına alan açıyor.
Sanat değişimin en güçlü araçlarından biri
İstatistikler düşündürür.
Belgeseller farkındalık yaratır.
Bilim ikna eder.
Ama sanat hissettirir.
Lucy, izleyicisini suçlamadan ama rahat da bırakmadan düşündüren nadir işlerden biri. Bir şempanzenin hikâyesi üzerinden aslında insan olmanın, güç sahibi olmanın ve başka canlılarla kurduğumuz ilişkinin ne anlama geldiğini yeniden sorgulatıyor.
Veganİstasyon'dan bir tebrik!
Hayvan haklarını konu alan bir eserin, bu değerlere yaşamlarında da yer veren sanatçılar tarafından üretilmesi, anlatının samimiyetini ve etkisini güçlendiriyor. Bizce Lucy'nin sahnede bu kadar güçlü hissedilmesinin nedenlerinden biri de bu.
Şunu unutmayalım ki, kültürel dönüşüm yalnızca mutfakta başlamıyor; sahnede, sinemada, edebiyatta ve sanatın her alanında büyüyor. İnsanlar bir fikri önce duyabilir, sonra anlayabilir; ama çoğu zaman onu gerçekten hissettiklerinde değişmeye başlar.
Buna katkı sağladıkları için Lucy ekibini gönülden kutluyoruz.
Aralık 2025'ten bu yana İstanbul'daki Decollage Art Space'de sahnelenen Lucy, yeni sezonuyla Eylül ayında yeniden seyirciyle buluşacak. Eğer tiyatronun yalnızca bir sanat dalı değil, etik sorular sorabilen güçlü bir ifade biçimi olduğuna inanıyorsanız, Lucy izleme listenizde mutlaka yer almalı.